Türkiye’nin Değişen Vatandaşlık Rejimini Okumak: İstisnalaşma, Piyasalaşma ve Etniksizleşme Eğilimleri


Creative Commons License

Serdar A.

Mülkiye, vol.45, no.1, pp.155-190, 2021 (Other Refereed National Journals)

  • Publication Type: Article / Article
  • Volume: 45 Issue: 1
  • Publication Date: 2021
  • Title of Journal : Mülkiye
  • Page Numbers: pp.155-190

Abstract

Vatandaşlığın kazanılmasını düzenleyen politikalar artan uluslararası göç ve insan hareketliliği başta olmak üzere çeşitli gerekçelerle yeniden düzenlenmekteler. Vatandaşlığın tahkim edilmesi, liberalleşmesi, kısıtlanması, piyasalaşması, etnikleşmesi veya etniksizleşmesi gibi çeşitli kavramlar karşılaştırmalı vatandaşlık çalışmaları tarafından farklılaşan politika çerçevelerini açıklamakta kullanılmaktadır. Bu makale, Türkiye’de vatandaşlığın sonradan kazanılması süreçleriyle ilişkili mevcut politika değişikliğini küresel eğilimler ve kavramsal tartışmalar bağlamında okumayı önermektedir. Bugünkü dönüşümün boyutlarını anlamak için, ilk olarak cumhuriyetin kuruluşundan bu yana uygulanan vatandaşlık politikasına odaklanmaktadır. Ulus-devlet inşasıyla iç içe geçmiş bir biçimde şekillenen Türk vatandaşlığı rejiminin baskın özelliği etnik ve dinsel seçiciliktir. ‘Soydaş’ olmayanı içerme ancak asimilasyon zorunluluğuyla söz konusu olmuş, bu nedenle sadece belirli tarihsel-kültürel ve ideolojik sınırlar çerçevesinde Türklüğe asimile edilebilir bulunan veya Türkleşeceği öngörülen belirli (Sünni) Müslüman gruplar Türk vatandaşlığını göçmen olarak kazanmış, bunun dışında kalanlar ise dışlanmışlardır. İkinci olarak, bu makale kısmen küresel eğilimleri takip etse de, AKP’nin kendi siyasal ve ekonomik ajandasıyla yürüttüğü vatandaşlık uygulamalarının geçmiş dışlayıcı ilkede ne tür bir değişime yol açtığını tartışmaktadır. İstisnai vatandaşlık uygulamasının sistematik bir biçimde kullanılmasıyla gerçekleştirilen bu politika değişikliği, yatırımcı vatandaşlığı ve Suriyeli sığınmacılarından vasıflarına göre seçilenlere Türk vatandaşlığı kazandırılmasıyla belirgin hale gelmiştir. Bu politikada sınırlı bir etniksizleşme sınıfsal seçicilikle kesişir ve iki yönden önceki uygulamalardan kısmen farklılaşır: Cumhuriyet tarihi boyunca Arap etnisitesinden olan yabancıların kitlesel ölçekte vatandaşlık kazanması yeni bir olgudur. Bu nedenle mevcut durum yeni bir içericiliğe ve kısmi bir etniksizleşmeye karşılık gelmektedir. Ancak sığınmacılar arasında Suriye uyrukluların seçilmesi, Suriyeliler içinde de etnik, mezhepsel, dinsel ve sınıfsal hiyerarşilerin gözetilmesi etniksizleşme eğiliminin açık sınırlarına işaret eder. İkincisi ise yatırımcı vatandaşlığıyla Türk vatandaşlığı rejimine giren piyasalaşma eğilimidir. Her iki uygulamada da faydacı ve araçsallaştırıcı yöntem, amaç ve söylem egemendir. Faydacı yaklaşım yatırımcı vatandaşlığı ve vatandaşlığın piyasalaşması eğiliminde çok daha açıktır. Burada gözlenen liberalleşme ekonomik anlamıyla uygulanmakta ve vatandaşlığın dışsal niteliğini -pasaportu- belirli bir ekonomik fayda karşılığında sağlamaktadır. Bunun yanında Türkiye’de istisnai vatandaşlık uygulamasının kural halegelişi kimi özellikleriyle siyasal sistemin güncel yapısal dönüşümüyle çakışmakta ve siyasal merkezileşmeyi yeniden üretmektedir. Geçici koruma statüsündeki Suriyeli sığınmacıların kendilerinin genel yoldan başvuruyla vatandaşlık kazanması hukuken olanaklı olmadığından, istisnai yoldan vatandaşlık kazanmaları bütünüyle siyasi ve bürokratik erkin takdir yetkisinin kullanılmasıyla gerçekleşmektedir. Sonuç olarak her ne kadar geçmiş etnik dışlayıcılık biçimlerinden birini zayıflatmış olsa da, mevcut durumda şeffaf ve eşitlikçi bir mekanizmayla işletilmeyen, hak-temelli ve topraksal bir vatandaşlığın inşasını hedefleyen çoğulcu bir uyum söylemiyle desteklenmeyen seçici pratikler etniksizleşmenin ve içericiliğin somutlaşmasının önüne geçer. Bu durumda keyfiyet ve siyasal ajandanın belirleyici olduğu mekanizmalarla vatandaşlık istisnai yoldan verilen bir imtiyaz olarak araçsallaşır.