Yerinden edilme amaç mı araç mı? İstanbul'un dönüşümüne dair gerçekler ve politika önerileri


Creative Commons License

Akçakaya Waıte Jr İ.

8 Kasım Dünya Şehircilik Günü 42. Kolokyumu, İzmir, Türkiye, 7 - 09 Kasım 2018

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: İzmir
  • Basıldığı Ülke: Türkiye

Özet

Yerel halkın yerinden edilmesi, dönüşüm yöneticilerinin deyimi ile transferi, alan bazlı kentsel dönüşüm pratiklerinde sıklıkla karşılaşılan bir durum. Peki, yerel sakinler neden yerlerinden ediliyor? Sakinler açısından yerinden olmanın ne kadarı istem dışı? Mahallelerinden göç etmeye zorlanan sakinler nereye gidiyor? Yeni yaşam alanlarında barınma, sağlık, eğitim, çalışma, güvenlik… açılarından sakinleri neler bekliyor? Kentsel dönüşüm projeleri istemsiz yerinden edilmenin önüne geçecek şekilde formüle edilemez mi? Bu amaçla geliştirilecek politikaların çerçevesi ne olmalıdır? Bu gibi sorular, sakinlerin yerinden edilmesi olgusunu kentsel dönüşümün olağan bir unsuru veya kaçınılmaz bir çıktısı olarak kabul etmek yerine, dönüşüme rasyonel ve eleştirel bir bakışla yaklaşmayı, dönüşüm politikalarının ise yerele özgü ve “sakin dostu” yaklaşımlarla geliştirilmesini gerektirmektedir. Çalışmanın amacı, kentsel dönüşümü ve yerinden edilme olgusunu sebep ve sonuçlarıyla irdeleyerek, söz konusu olumsuz etkileri gidermek için yerel tabanlı ders ve çıkarımlardan politika tavsiyeleri derlemektir.

Yerinden edilmeye neden olan mevcut gerekçe ve politikaları derinlemesine anlamak için, dönüşüm pratiklerindeki karar alma yapılarına etki eden güç dinamiklerini ve yasal, politik, finansal ve kurumsal faktörleri, planlama teori ve pratiğindeki yansımaları ile birlikte anlamak gerekir. Planlama literatüründe iktidar ve siyaset konularının anlaşılmasının önemine dair sıklıkla yapılan teorik vurguya karşın, bu konuların sakinlerin yerinden edilmesi ile sonuçlanan pratik etkileşimini inceleyen çalışmalar sayıca ve coğrafi çeşitlilik açısından yetersiz kalmaktadır. Çalışma kapsamında yürütülen ampirik araştırmanın amacı, yerelin genel ve yerel güçler ile kendine özgü yollarla baş ederek yine kendine özgü dönüşüm süreçleri ortaya koyduğuna ve dersler çıkardığına dair genel, teorik bakış açısında katkı sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, yerelde bizzat çalışmış plan ve politika yapıcılar ile uygulayıcıların kendisinden öğrenilecek proje öyküleri, siyaset ve güç ilişkileri, proje yönetimi değerlendirmeleri ve dersler önem taşımaktadır. Dahası, planlamanın güç, iktidar ve siyaset ile kesişimini anlamanın en verimli yolu sahadaki realpolitik bulgularını evrensel ideolojik ve etik normlar ile desteklemektir.

Planlama-güç-siyaset odaklı sorular kentsel dönüşümde yerinden edilme olgusunu incelerken şüphesiz ki ilginç bir araştırma konusu sunmaktadır. Daha da ilginç—ve belki zor—olanı ise, bu olguyu, çoğulcu yerine geleneksel yönetim yapılarının, yerel sakinler yerine özel paydaşların çıkarlarını gözeten neoliberal eğilimlerin hakim olduğu kentsel dönüşüm süreçlerinin doğurduğu bir dizi soruna maruz kalan İstanbul özelinde incelemek olabilir. Bu açıdan İstanbul’daki çoğulcu planlama sorunlarını sözü edilen odak dahilinde irdeleyen geniş kapsamlı sorulara saha araştırması üzerinden yanıt aramak faydalı olacaktır.

Bir yandan, gelişmekte olan ülkelerin çoğunda görüldüğü gibi Türkiye’de de çoğulcu ve “sakin dostu” planlama süreçleri ciddi engellerle karşı karşıya kalmaktadır. Düşey yönetim gelenekleri, kamu-özel ortaklıklarının oluşumunda kamu sektörünün hesap verebilirliğinin zayıflığı, anlamlı bir halk katılımını teşvik edecek araçlardan yoksunluk ve yasal, politik ve mali güçleri elinde bulunduran grupların kamu aktörlerine kendi yararlarına nüfuz etme girişimleri bunlar arasında sayılabilir. Diğer yandan ise İstanbul, bugünkü büyük kentsel dönüşüm hareketliliğine zemin oluşturan inşaat temelli ulusal ekonomik büyüme politikası ve beş yıllık yerel seçim dönemi ile deprem riski, yasadışı yapılaşma, yüksek nüfus ve bina yoğunluğu, bunların beraberinde gelen güvenlik endişeleri gibi nedenlerle acil dönüşüm ölçütlerinin hayata geçirilmesi durumu ile karşı karşıya bulunmakta, tüm bu yönetişim sorunlarına hızlı çözüm üretme baskısı da eklenmektedir.

Ampirik araştırma soruları, sözü edilen güdüleri ve sorunları incelemek ve bunlara yerinde çözüm aramak üzere beş maddede toplanmıştır: (1) İstanbul’daki kentsel dönüşüm kararlarına doğrudan ve dolaylı olarak hangi aktörler etki etmektedir? Aktör gruplarının arasındaki ve içindeki güç ilişkileri dönüşüm projelerinin karar ve çıktılarını nasıl etkiliyor? (2) Alınan kararların ardında yasal, politik, finansal ve kurumsal ne gibi faktörler yatıyor? (3) Yerel sakinler kentsel dönüşüm sürecine formel ve enformel yollarla ne ölçüde etki edebiliyor? (4) Sakinlerin yaşamı dönüşüm öncesinde ve sonrasında ne değişiklikler gösteriyor? (5) Aktörlerin güç ilişkileri ve karar alma deneyimine dair değerlendirmeleri ile deneyimden gelecekteki pratiklere dönük çıkardıkları dersler neler? Soruların yanıtları, İstanbul’un son 15 yıldaki iki öncü dönüşüm projesi olan Küçükçekmece’deki gecekondu önleme odaklı Ayazma-Tepeüstü ve Zeytinburnu’ndaki deprem riski azaltımı odaklı Sümer mahallesi örnekleri üzerinden araştırılmaktadır. Örnek alan seçiminin önemli bir kriteri, projelerin yerinden edilmeye dair farklı öykü, karar ve çıktılar sunmasıdır: Ayazma-Tepeüstü örneğinde yerel halkın tamamı yerinden edilmiş iken, yerinde dönüşüm örneği olarak lanse edilen Sümer örneğinde hak sahiplerinin çoğu mahallelerinde kalmışlardır.

Araştırma tasarımı bir dizi nitel yöntem içermektedir. İlgili dönüşüm projelerinde bizzat yer almış paydaşlarla (TOKİ, KİPTAŞ, ilçe belediyeleri, yerel sakinler, yerel halk taraftarları, akademisyenler) açık uçlu sorulardan oluşan derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme kılavuzları resmi aktörler ile yerel sakinler ve STK’lar için ayrı ayrı tasarlanmış, kartopu örneklemi yoluyla tespit edilen toplam 26 bilgili denek ile görüşülmüştür. Araştırmacının açık katılımcı (overt participation) gözlemleri ile veri çeşitlemesi (data triangulation) yöntemleri kullanılarak analiz sürecinde hem farklı aktör gruplarının içinde ve arasında hem de iki örnek çalışma arasında karşılaştırmalar olanaklı kılınmıştır. Karşılaştırmalı veri grupları proje öyküleri, aktör yapıları, kurumsal politika ve amaçlar, karar almaya etki eden faktörler, bildirilen ihtilaflar, yerel sakinlerin katılımı ve algıları, aktörlerin karar alma sürecine dair değerlendirmeleri ile dönüşüm deneyiminden çıkardıkları dersler başlıkları altında analiz edilmiştir. Araştırmanın destekleyici ikincil verileri örnek alanların fiziki ve sosyo-ekonomik analizleri, proje protokolleri, planlar ve basın kayıtları gibi arşiv niteliğindeki belgelerden oluşmaktadır. Son olarak, ampirik araştırmadan elde edilen bulgular teorik araştırma bulguları ile desteklenerek Türkiye ve İstanbul’un dönüşüm pratiğine yönelik çeşitli politika tavsiyeleri üretilmiş, bunlar beş başlık altında derlenmiştir: (1) evrensel demokrasi ve yönetişim normları, (2) genel dönüşüm planlaması, (3) yerel dönüşüm planlaması, (4) sosyal konut planlaması, (5) katılımcı planlama, yerel sakinlerin güçlendirilmesi ve örgütlenmesi.

Araştırma bulguları, dönüşüm kararlarının ve paydaşların karar alma sürecine etki edebilirliğinin, kamu ve özel aktörler lehine kullanılan yasal araçlar, bu aktörlerin siyasi ve finansal alanlardaki çıkarları ve işbirlikleri ve yerel sakinlerin katılımını zayıflatarak az güçlü aktörleri marjinalize eden mevcut yasal ve politik ortamlar tarafından biçimlendiğini ortaya koymaktadır. Söz konusu ortamlarda yerel halkın yerinden edilmesi dönüşüm projelerinin hem amacı hem de aracı olarak gündeme gelebilmektedir. Bununla birlikte, örnek çalışmalar yerel örgütlenme ve yerinden etme açılarından birbirinden farklı öykü ve çıktılar sunmaktadır. Her ne kadar halk katılımı çerçevesinde birbirine zıt görüşler öne sürülmüş olsa da aktörler, sakinlerin dışlanması ve yerlerinden edilmesi gibi sorunların çözülmesi, dönüşüm projelerinden olumlu ve sürdürülebilir çıktılar elde edilebilmesi için işbirlikçi planlama ve kamu yararı prensiplerinin benimsenmesini önermiştir. Sonuç olarak, yerel sakinlerin ve kamu dışı aktörlerin kent yönetim ve planlamasına dahil edilmesinin bu grupların marjinalleşmesinin önüne geçen ve güçlü aktörlerin önceliklerini yeniden tanımlayan bir siyasi fonksiyonu olduğu, bunun da demokrasi ve yönetişim prensiplerinin gözetilmesi, söz konusu grupların güçlendirilerek karar almaya erişebilir kılınması ve planlamada yerel ihtiyaç, kaynak ve fırsatlara uygun müdahalelerin yapılmasıyla mümkün olabileceği öne sürülmektedir.

Bu araştırma, Türkiye’deki dönüşüm pratiklerinin karar alma yapılarını ve sonuçlarını sistematik biçimde anlamaya çalışan, bu kapsamda gelecekteki dönüşüm projelerine içerik ve yöntem örneği oluşturan bir çalışma olma niteliğini taşımaktadır. Çalışmanın ürünleri içerik olarak hem akademik hem politika odaklıdır: İstanbul ve Türkiye’deki araştırmacıları, politika yapıcıları, plancıları ve yerel sakinleri kentsel dönüşümün karar almasına etki eden merkezi ve yerel güç yapılarını derinlemesine düşünmeye davet etmektedir. Halk katılımlı çok aktörlü planlama süreçlerine ek olarak mevcut güç ilişkilerine dair derinlemesine farkındalık; karar üretme ve seçimlerinin demokratikleştirilmesi, bürokrasi ve patronaj ilişkilerinin azaltılması, kentsel hizmetlerin yerinden yönetimi, tasarım ve yatırım kararlarına geniş kapsamlı katkı sağlamak gibi bir dizi olumlu etkiyi beraberinde getirir. Planlama disiplinin siyaset ile kaçınılmaz etkileşiminden daha adil çıktıların elde edilmesi bu gibi etkiler sayesinde mümkün olacaktır.